|
Her yıl Vatan Kırım'da Soykırımı Anma Mitingine, konferans ve film,
artistik programlar gösterilerine katılıyoruz. Türkiye'mizde ve
diyasporamızın bulunduğu ülkelerde Tepreçlerde ve Kırım Gecelerinde
Kırımlılar bir araya gelerek millî geleneklerimizin havasında birbirimizi
görüyor, sohbet ediyor, kaynaşıyor, güç buluyoruz.
Geçtiğimiz Mayıs'ta dünyanın dört bucağından gelen Kırımlılar yine bir
arada olduk. O günlerde, sadece Kırım'da değil, Türkiye'mizde de şahit
olup yadırgadığım bir durumu, internet yoluyla, Kırım sevdalılarıyla da
paylaşmak istiyorum.
Katıldığımız bir Sürgünü Anma toplantısında organizatörler bize "Unutma!"
filmini sundular. Filmin anlatım dili bir Kırımtatarı hanımın ağzından
Rusça idi! Anlatımı Tatarca, altyazısı Rusça olabilirdi.
Kırım ATR Televizyonunda aynı hanımın Kırım Tatar tarihini Rusça olarak
anlatmasını boş boş dinledik. Programlar ana dilimizde ya da Türk
Dünyasının ortak haberleşme vasıtası olan Türkiye Türkçesiyle verilmiş
olsaydı hepimiz faydalanmış olurduk. Bu programların gayeleri arasında
Kırım'daki Kırımları tuvgan dilleriyle düşünme ve yaşamaya alıştırmak yok
mu hiç? Biz diyasporaya da yönelik olmaları gerekmez miydi? Niçin
organizasyonlarımız halkımızı millet haline getirecek olan temel
hedeflerimizden, dilde birliğimize hizmet etmeye önem vermiyordu?
Bu düşüncelerimi ATR Televizyonu müdürü Sayın Şevket Mehmet dostuma da
söyledim. Cevabı gayelerinin kendimizi ve başımıza gelenleri Ruslara
anlatmakmış. İyi, güzel. Aynı düşünce ile Amerika, Avrupa televizyonları
ve basını için onların dilinde de seslenebilirsin ve çok faydalı işler
görmüş olursun. Fakat bütün bu işleri yapmak kendi güçlenmemize ve
gelişmemize yönelik işleri ihmal etmek olmamalı. Benim üzerinde durduğum
husus bizim için temel sayılan işlerimize önem verilmemesidir.
Şairimiz Şakir Selim'in 60-ncı yaş gününün kutlama toplantısında,
Kırım'da, yine biz bize iken, konuşmacılar Tatarca başladıkları
hitaplarını, "aramızda Ruslar da bulunduğundan" mazeretiyle, badır badır
Rusçaya aylandırıp devam ediyorlardı. Konuşma sırası kendisine geldiğinde
K.T.M.M.in Türkiye temsilcisi olan arkadaşımız Zafer Karatay sözlerine :
"Arqadaşlar, aramızda Tatarlar da tabılğanından, men Şakir Ağamız içün
qonuşmamnı Tatarca yapacaqman" diye başlamıştı. Rahmetli Şakir Selim
yerinden yay gibi fırlayıp alkışlamaya koyulmuştu.
Altı yıl sonra şairimiz Şakir Selim:
"Ne zaman halq bolacaqsıñ, milletim?
Haçan millet bolacaqsıñ, ey, halqım?" diye haykırıp ayrıldı
aramızdan. Ruhu şad olsun, Allah ondan razı olsun.
Yukarıda anlattıklarıma benzer haller ve zihniyetler diyasporada da yok
değil. Anadolu'muzun bir şehrinde bir Kırım gecesine davet edilmiştik. Baş
misafirlerimiz Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Türkiye'deki Kırım Dernekleri
Genel Merkezi Başkanı Ahmet İhsan Kırımlı amca, Kırım'ın seçkin
sanatkârları Server Kakura, Asiye Sale idi. Bizler Kırım Gecesine yakışır
bir program beklentisi içinde iken, alaca bulaca bir varyete programı ile
karşılaştık. Oyun havaları ya da klâsik dans ve pop müziği, çeşitli
aranjmanlar olarak icra edilen Kırım sürgün yırlarıyla. Programı
Ankara'dan bir bayan arkadaşımız takdim ediyordu. Takdimci hanıma bu
manzaranın Kırım Gecesine hiç de uygun düşmediğini söyledim. Cevabı,
Geceye halkımızın Kırımlı olmayan arkadaşlarının da geldiği, programın
onları da göz önünde tutması gerekmez miydi, şeklinde olmuştu. Halbuki bir
Kırım Gecesi veya bir Tepreç şenliği önce onu yaşamaya gelen, onda kendi
millî zevklerini bulan halkın eğlenceleridir. Halkımız bunlara kendi
kimliğini bilmek ve yaşamak için gelir.
Arkadaşlar, bizler daima kendi kimliğimize sarılarak yaşarsak, Vatanımıza
daha çabuk sahip oluruz. Kendisi olmayan bir kimse hiç kimse değildir.
Başımıza gelen felaketleri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun mücadelesinde,
Zafer Karatay'ın belgesellerinde ve Cengiz Dağcı'nın kitaplarında görüp
anlayarak yaşarsak kendimizi daha çabuk buluruz.
Celal İÇTEN
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği
İstanbul Şubesi Başkanı
|