|
Ad insanlar için, milletler için var olmanın ilk belgesidir. Ad almak, kişi için bireysel ve milli anlamda resmen varlık bulmanın simgesidir. Bir milletin, yaşayışı, inançları, kültürel değerleri adlarına da yansıdığından ad ve ad verme incelenmeye değer bir konudur.
Adlar halkın geçmişini yansıtan bir tarihtir adeta. Kişi adları etimolojisinin öğrenilmesi komşu halklar arasındaki kültür ilişkilerini ve onların gelişimini gösterir.
Kırım Tatarlar arasındaki Urşen (yücelik), Urmus (meziyet), Uryane (ışık kaynağı) gibi adlar Eski Asuri adlarındandır. Başka dillerden geçen isimler tabii olarak telaffuzda değişmelere uğramıştır. Mesela Eski Farsçadaki Tahmaurutha (“güçlü tenli” - İran’ın efsanevi hükümdarı) Kırım Tatarcasında Taymaz olmuştur, Sarvinaz (“zarafet”, “servi zarafeti”) Servinaz olmuştur.
Urumlar Karadenizin kuzeyinde şehirlerini kurarak yerli halklar arasında kültürlerini yayıyorlardı. Onlardan bu gibi adlar kalmıştır: Şemşure (kılıç), İldar (güneş hediyesi). Efsanevi Makedonyalı İskender’in adı bir çok halkın kültürüne girmiştir. Kırımlılarda bu ad Eskender’dir (erlerin korucusu). Kırım’ın Roma imparatorluğuyla uzun süreli komşuluğu sadece sosyal, ekonomik ve politik hayatı değil, maddi ve manevi kültürü de etkilemiş ve geliştirmiştir. Rumi, Urmiye, İsar, İsaver (kale, duvar) gibi adlar bunun küçük kanıtıdır.
IV yüzyıldan itibaren Roma imparatorluğunun etkisiyle Kırım’da Hıristiyanlık yayılmaya başlıyor. Ama Kırım Tatarları arasında yaygınlaşmıyor ve adlarımızda da hiç izini bırakmıyor.
VII yüzyılına gelince Arap işgalcileri Karadeniz steplerine kadar ulaşmışlardır. 737 yılı İslamiyet resmi olarak kabul edilmiştir. İslamiyet’le birlikte Kırım’da Arap isimleri de yayılmıştır.
Eski Yahudi adlarsa bize Arapça vasıtasıyla değil de Yahudi diniyle birlikte gelmiştir, çünkü bu din 809 yılında resmi olarak kabul edilmiş ve 966 yılına kadar sürdürülmüştür. (Örneğin: Ava (Havva), Meryem).
Böylece şimdi kullandığımız adların çoğunluğu Arap menşelidir. Ama telaffuz farklılığı yüzünden Arapça kökenli adlar bayağı değişmelere uğramıştır: Sitmer (Seyyid-Ömer), Sadla (Esadullah), Sedali (Seyyid-Ali), Sitos (Seyyid-Osman) vs.
Zamanla eski zaman adları lakaplara dönüşür ve hatta kaybolurlar, nadiren soyadlarında görülürler. Örneğin: Maqıy (uca), Quraça (ahududu), Qambur (kambur).
Komşu halklarla olan yakın ilişkiler bu hakların adlarını belirten isimlerde tespit edilmiştir: Dangalah (Küçük Asyalı urum), Qarabacaq (polovets topraklarından gelen), Urmiye (urum kızı), Rumiy (Bizanslı). Kişinin mesleğini belirten adlar da vardır: Dülger, Kürkçü, Saraç, Sarraf.
XX yüzyılın 20-30 yıllarında kısaltma yoluyla yeni adlar ortaya çıkmıştır: Marlen (Marks-Lenin), Lemar (Lenin-Marks), Lenzi (Lenin öğütleri), Lenara (Lenin halk ordusu), Lenur (Lenin devrimi kurmuştur).
Eskiden öyle gelmiştir ki, ilk çocuğun adını babaannesi verir, diğerlerininse anne-babası ve akrabalar. Genelde yakın ve çok değerli akrabanın adı verilir. Böylece eski adlarımız yaşatılıyor. Bunlardan bir kaçını sayabiliriz: Zevay, Fera, Geray, Çauş, Tanatar, Sabe, İbazer vs.
Zaman geçiyor, her şey geliştikçe adlar da değişiyor, yenileri oluşuyor. Halkımız sürgünlükten dönünce şöyle adlar çok popüler oldu: Vetaniye, Avdet. Avrupalılardan geçen adlar da vardır: Marat (“aziz” - Arapçadan Fransızcaya geçmiştir), Artur (“cesur” – İngiliz, Kelt adıdır), Ernest (“ciddi” - Eski Alman adıdır), Ervin ( “şeref, dost” - Eski Alman adıdır), Elvira (“koruyan” - Arapçadan İspanyolcaya geçmiştir) vs.
Çocuğa hoş telaffuz edilen ad verirken ebeveynler diğer halkların adlarından araştırıyorlar, hâlbuki kendi güzel adlarımız çoktur. Milli ve manevi değerlerimiz içinde yoğrulmuş ad verme geleneğimizin ortaya çıkardığı bu denli güzel adlarımız varken çocuklarımıza ne anlama geldiğinin dahi bilinmediği birtakım sevimsiz ve yabancı kökenli adların verilmesi; kendi değerlerimize, geleneğimize hepsinden önemlisi dilimize indirilmiş bir darbedir.
|