|

XVI. Yüzyıl Şair Hükümdarlarından Bora Gazi Giray Han’ın Türk Kültürüne Katkısı
Türkiye ve Kırım’ın ortak tarihi zengin ve fevkalade olmakla birlikte hala çok fazla tanınmamış önemli ve parlak isimlerle doludur. Yüzyıllar devamında büyük Türk topluluğu ve kültürünü kuran ecdadımız yeteri kadar bilinmemektedir. Halbuki şanlı geçmişimizi yapan isimleri öğrenmemiz ve tanımamız gerekmektedir. İşte mazimizin en parlak dönemi XV-XVIII. yüzyıllar arasıdır. Yani Osmanlı Devleti içerisinde Kırım Hanlığı kurulduğu ve ilerlediği zamanlarda milli kültütümüzün temeli atılmıştır. Ayrıca edebiyatta çok önemli isimler yetişmiştir. XV. asırdan itibaren Kırım'da Mengli Giray, ‘Gazayî’ mahlası ile bilinen Bora Gazi Giray, Aşık Ömer, Gevheri, Can Muhammed, Edib Efendi, ... gibi ünlü şairler yetişmiştir. Bu zikrettiğimiz isimler Türk kültürüne önemli katkılarda bulunmuşlardır. Kırım Hanlığı devrinde burada yetişen şairlerin eserleri, Rus ordusunun Bahçesaray'ı yakıp Potemkin'in Karasu'da katliam yaptığı senelerde yağmalanmış ve maalesef Han Sarayının Rus ordusu tarafından gasp edilmesinden sonra, oradaki mükemmel kütüphane de imha edilmiştir. Bu süreçte XX. Yüzyılda da Kırım edebiyatını öğrenmek, onun üzerinde araştırmalar yapmak yasaklanmıştır. O yüzden, bu dönem şairlerinin eserlerinin tamamı bugün elimizde mevcut değildir. Ama muhafaza edilebilen bazı eserlerin üzerinde Türkiye’de ve başka memleketlerde alimler çalışmışlardır. Kırım’da şiir yazan Girayların içinde en meşhuru Bora Gazi Giray Han'dır. Gazi Giray, Devlet Giray Han’ın oğlu olup doğum tarihi bazı kaynaklara göre 1551, bazılarına göre de 1554’tür. Uzun zaman İran'da esir kalmış, 1588’de büyük kardeşi II. İslam Giray’ın ölümünden sonra tahta çıkmıştır. Kırım devletini yirmi sene idare eden II. Gazı Giray’ın çocukluğu ile ilgili elimizde çok fazla bilgi yoktur. Fakat onun mükemmel bir medrese eğitimi gördüğü bellidir. Babası, Kırım Hanlığı’nın 10. Hanı I. Devlet Giray Han siyasi anlaşmalar ve şavaşlar dışında kendi etrafında pek çok alim ve kültür adamları toplamıştı. Sarayda geçen böyle toplantı ve törenlerde Devlet Giray kendi eliyle yazılmış eserleri okuyor, diğer şair ve alimler ile bu şiir ve yazları müzakere ediyordu. Tabii ki, konukların arasında oğlu da mutlaka bulunmuştur. Dolayısıyla çocukluk çağından beri derin fikirler, yüksek poetikalı şiirler duymuş, genç Gazi Giray eline kalemi ve sazı alıp mucizevi sanat alemine girmiştir. Biraz büyüdükten sonra da hükümdarlar ailesinin şanlı oğlu askeri ustalığı ve devleti idare etmek sanatına da öğrenmiştir. Hükümdarlık için gerekli olan cesurluk, güç-kudret ile birlikte bilinç ve hikmet gibi çizgilerin sahibi olmuştur. Onun tahtta bulunduğu zaman Kırım’da siyasi krizi yok etme işleri başarılarla gerçekleşmiştir. Kırım Hanlığı kurulduğundan beri mevcut olan kardeşler arası taht kavgaları durdurmak amacıyla, Bora Gazi Giray Han Osmanlı Sultanıyla anlaşma yapmıştır. Buna göre Kırımda iktidar ancak büyük kardeşten küçük kardeşe geçecek şeklinde düzünlenmiştir. Bir çok tarihçinin kaydettiği gibi II. Gazi Giray İstanbul’da büyük bir hürmet ve itibar kazanmıştı. Aynı zamanda Osmanlı devletine yararlar sağlamıştır. Mesela, Türkiye, Macaristan ve Acem topraklarında savaşırken kazandığı başarıların hemen-hemen tümünde Gazi Giray’ın yardımının olduğu bilinen bir gerçektir. Böyle bir güç sahibi, muhteşem asker ve hükümdar aynı zamanda hem şair, hem bestekar, hem dini, tıbbî ve riyazî ilimlerde mütehassıs, alim olarak yetişmiştir. Han’ın edebi yönüne gelince; Gazi Giray'ın Farsça rubaileri olduğu gibi, gazelleri de Osmanlı şairlerinin gazelleri kadar mükemmeldir. Kıpçak Türkçesi ile yazdığı şiirleri de mevcuttur. Divan edebiyatının başlıca konularından biri aşktır. ‘Gazayi’nin aşk lirikası tarzında yazılmış bir kaç gezeli günümüze kadar gelmiştir. Onların her bir satırı ince ve saf duyguyla yazılmıştır. ‘Habibim münisim yarim tabibim derde dermanım’ gezeli işte aynı böyle eserlerdendir: Habibim münisim yarim tabibim derde dermanım Enisim yar-ı dilhahım latifim mahremim canım Gilendamım dilaramım vafadarım hefadarım Özi şahim yüzi mahim boyu serv-i gilistanım Peri-peyker lebi şekker sözi gevher özi hoşter Qaşı yay kirpigi hancer sühanver la’l-i mecranım Yüzi gül saçı reyhanım lebi mül çeşmi hünharım Ki sensin hasılım varım muhassal dinim imanım Könül inler ağlar yaşım çağlar firaqında Terahhum eyle ey şahim tekellüm eyle ey hanım Çıqub seyre süvar olmuş yolunda ten ğubar olmuş Niçeler haksar olmış kezer naz ile cananım Közüm yaşın döker her dem çeker zahmine yoq merhem Gazayi qani mehrem diyem hal-i perişanım Aşk lirikasında olduğu gibi bu şiirin baş kişisi de bir sevgilidir. Sevgili tipi burada güzelliği mükemmel olan, fakat kalbi taş gibi sert, zalim bir tip olarak karşımıza çıkıyor. O, ona aşık olanlara hiç bir zaman yar olmaz. Yazarın kendisi ise aşık rolündedir. Yüzü perilerin yüzleri gibi mucizevi, sözleri inci gibi değerli, kendisi çok zarif ve nazik, gözleri hançer gibi bakışıyla aşığın yüreğini yaralıyor, perişan halde bırakıyor. Aşık sevgilisinden karşılıklı bir sevgi beklemiyor bile. Onun için sevgili, erişilmez bir idealdır. Fakat yukarıdaki gazelde Gazayi bir garip aşık rölünde çıksa da kendisinin ilk önce cesur asker olduğunu unutmayalım. Ve onun yaratıcılığında hamasi yani askerlik konularındaki eserleri de ayrı bir yer tutmaktadır. Çünkü Giray için askerlik mukaddes bir borc, bir cihaddır. Rayete meylideriz qamet-i dil-cü yerine Tuğa dil bağlamışız kakül-i hoş-bu yerine Heves-i tir ü keman çıqmadı dilden asla Navek-i ğamze-yi dil-düz ile ebru yerine ` İşte, bu iki beyt Gazayi’in dunyaca meşhur ‘Rayete meylideriz qamet-i dil-cü yerine’ gazelinden alınmıştır. Türk askerlerin yiğitliği ve yılmaz ruhu hissediliyor bu eserde. ‘Bir güzel gönül çekken endemine değil, bayrağımıza sarılıyoruz Kalbimizi de kokulu saçlara değil, tuğa bağlıyoruz Kalbimizden hiç bir zaman çıkmayan bir güzelin bakış oku ve kaşının yayına hayalimiz değil, arbi ok ve yay karşı havesliğimizdir’, diyor Gazayi. Burada şair büyük ustalık ile bir sıra savaş, sefer ve kahramanlık unsurlarını bir kadının güzellik unsurlarıyla karşılaştırıyor. Zanımca hiç birisi, ne Gazayi’den önce ne de Gazayi’den sonda buna benzeyen askerlik anlatan eseri yazamadı. Bu da bize ecdadımız için gurur duymak hakkı veriyor. Birçok ortaçağ Türk yazarlarını ilgilendiren dini konulara Gazi Geray’ın eserlerinde de rastlanıyor. Moral, ahlak, inanç meselelerini açıklayan manzum hikayalerin arasında ‘Dolab’, ‘Gül ve Bülbül’ (meşhur azeri şairi Fuzuli’nin ‘Nik u bed’ manzumesine nazire), ‘Kahve ve bade’ adlı mesnevileri vardır. Bugüne kadar elimize geçebilen ‘Dolab’ manzumesi eskiden dolab diye ad verilen su değirmenin önce güzel bir ağaç olup yaşadığı, sonra ise biçilip dolaba çevirildiği, bundan dolayı ne kadar ıstırap çektiğini anlatıyor. Eserde dolab sanki bir canlı yaratık gibidir. Hem konuşuyor, hem ağlıyor, yazara kendi derdlerinden bahs ediyor. Dolab tipi yardımıyla Gazayi insanın ömründe çeşitli imtihanların, mutlu ve kederli dönemlerin olabildiğini göstermeye çalışıyor. Kadere dayanabilmek insana bu ve öbür dünyada da rahat yaşamak için yardım eder, sonucunu çıkartarak şair mesnevisini böyle bitiriyor: İki âlemde istersen ferağat Aqıl gözün yaşın eyle taat Sözün hatm it yiter didin Gazaiy Ki taat qıl dile Haqdan rızayı Rıza vir her ne kim gelse qazadam Hudadan bil Hudadan bil Hudadan. Eser XVI. Yüzyılda yazılmış olsa da günümüzde gayet aktüel olarak görünüyor. İşte bu da eserin değerliliğini gösteriyor. Ayrıca Osmanlılarla beraber Avrupa seferine katılan Bora Gazi Giray'ın oradan padişaha yazdığı manzum mektuplar da çok meşhurdur. Buna ek olarak Türk âlimi, müderris ve tarihçi Hoca Saadedin Efendiye yolladığı mektubu da tarihe giçmiştir. Kudretli hükümdar ve yürekli asker olub, sevgili kadınını yanında tüm yüreğilyle sevebilen bir adam, karşılıksız sevgisinden dolayı çaresiz kalan âşık, halkın önünde hikmetli hoca, yetenekli alim ve açıkyürekli yardımsever bir insan. Gazayi eserlerinde ve hayatı boyunca bütün bunları kendinde birleştirebilen bir şahış olmuştur. Milletimizin şuurunda da onun ismi her zaman bu şekilde anılacaktır. Bir elinde kılıcı, diğer elinde kalemi tutan mezkür Kırım Hanı, "Türk Klasik Yazarı" adını kazanıp Kırım edebiyatında bir büyük dönem oluşmuştur. Hem Kırım Hanlığında, hem Osmanlı İmparatorluğunda, hem de Azerbeycan ve Kuzey Kafkasya taraflarında bu büyük yazarın eserleriyle büyümüşlerdir. Onun ismini bilmek, eserlerini tanımak bizim, yani ondan sonra gelen nesillerinin borcudur.
Hediye SARANAYEVA KİPU Kırım Tatar ve Türk Filoloji Fakültesi III. sınıf öğrencisi
|